Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımın önerisiyle Perfect Days filmini izledim. İzleyince de neden bu kadar uzun süredir izlememi istediğini anladım. Uzun süredir birçok anlamda kendimizi yetersizliğin pençesinde bulmuştuk; sürekli olarak yeni şeyler üretmeli, tüketmeli, yeniyi yakalamalıydık. Ya da biz öyle düşünüyorduk. İçinde bulunduğumuz bu yeni dünya düzeninde her alanda her şey çok hızlı bir biçimde değişiyordu ve bu değişime ayak uydurmak da tabii ki bize kalıyordu. Bu kovalamaca için hayatımızda nelerden ödün veriyorduk? En son ne zaman kulaklıklarımızı yanımıza alamadan bir günü geçirmiştik, en son ne zaman balkonda sadece oturup gün batımını izlemiştik? Tüm hayatımızı sürekli daha verimli olmak için birden fazlaca şeyle doldurmuştuk. Yürürken podcast'ler dinlemiştik, yemek yerken birkaç video makale açmıştık. Her şeyi birbirine karıştırmak olağana dönüşmüştü. Tüm bunlar olurken günler sadece yapılması gerekenlerle dolu bir listeden ibaret olmuştu. Her geçen saniye değişen, asla birbirinin benzeri olmayan günler... Hepsi birbirinden farklı olmalıydı çünkü monotonluk sıkıcı olmak demekti ve kim yirmili yaşlarında sıkıcı bir hayat geçirmek isterdi? Zamanını çöpe atmaktan başka bir şey değildi bu. Böylelikle sahip olduğumuz günler, değeri sadece ne kadar "verimli" olduğuyla ölçülen saatlere dönüşüvermişti. Şimdi size bana tüm bunları tekrar sorgulatan filmden bahsetmek istiyorum: Yönetmenliğini Wim Wenders'ın yaptığı, başrolde inanılmaz oyunculuğuyla Kōji Yakusho'nun olduğu Perfect Days filmi. Konusundan biraz bahsedecek olursam oldukça basit bir hikaye var elimizde. Ana karakterimiz Hirayama; tek başına mütevazı bir evde yaşayan ve Tokyo tuvaletlerini temizleyerek geçinen orta yaşlı bir erkek. Filmin büyük aksiyonları, patlamaları veya karmaşık entrikaları yok; onun yerine adeta bir saat gibi işleyen kusursuz bir günlük ritmi var.
Hirayama her sabah sokaktan gelen süpürge sesiyle uyanıyor, bitkilerini suluyor, arabasına binip işe gidiyor. Yol boyunca 60'ların ve 70'lerin efsanevi rock kasetlerini dinliyor; öğle aralarında ise bir tapınak bahçesinde analog kamerasıyla ağaç yapraklarının arasından süzülen güneş ışıklarını fotoğraflıyor. İşini muazzam bir ciddiyet ve saygıyla yapıyor. Akşamları mahalle hamamına gidip yıkandıktan sonra, sahaftan aldığı kitapları okuyarak uykuya dalıyor. Akıllı telefonu, interneti veya lüks takıntıları yok.
Dışarıdan bakıldığında son derece "monoton" görünen bu hayat; evden kaçan yeğeninin aniden gelmesi ve çevresindeki insanların küçük dokunuşlarıyla sarsılsa da, Hirayama bize her günün kendi içinde nasıl benzersiz ve "kusursuz" olabileceğini gösteriyor. Yeğeninin yanına gelmesiyle birlikte bu küçük hayatı yaşayan Hirayama'nın iç dünyasına girmeye başlıyoruz; yeğeni seyircinin Hirayama'ya sorabileceği soruları film boyunca ona yöneltiyor. Niko, dayısının evinde internet, bilgisayar veya Spotify olmadığını öğrendiğinde şaşkınlıkla, "Gerçekten mi?" diye soruyor. Modern dünyanın her şeye tek tıkla ve hızla ulaşma alışkanlığına karşı Hirayama, elindeki eski kasetleri göstererek aslında bize şunu fısıldıyor: "Sınırsız seçeneğin içinde boğulmaktansa, elindeki azıcık şeyin derinliğine inmek gerçek bir zenginliktir."
Filmin en vurucu anlarından birinde ise, bisikletle köprüden geçerken Niko nehrin denize çıktığını fark edip, "Dayı, şimdi hemen denize gidelim mi?" diyor. Sürekli bir sonraki hedefi yakalamak, durmaksızın ileriye koşmak isteyen o sabırsız ruhun karşısında Hirayama bisikletini durduruyor ve "Bir dahaki sefere bir dahaki seferedir, şimdi ise şimdidir." diyor. Niko'nun sorduğu tüm o "Neden daha fazlası değil?" sorularının altında aslında bizim o tanıdık verimlilik kaygımız, geleceği yakalama telaşımız yatıyor. Hirayama ise her cevabıyla bizi şimdiki zamana, bastığımız toprağa geri çağırıyor. Bize monoton görünen o hayatın aslında sıkıcı bir tekrar değil; her gün ağaç yapraklarının arasından süzülen ve asla bir öncekinin aynısı olmayan o eşsiz ışık oyunları gibi, her sabah yeniden keşfedilecek bir ritim olduğunu gösteriyor. Hayatın şu an yaşandığını, insanın kendisiyle birlikte var olduğunu, yetişmesi gereken tek şeyin de kendisi olduğunu hatırlatıyor.
Yorum Yazın
İşlem başarısız oldu.
TamamBaşarılı
Tamam